Whatsapp Hattı ONLINE RANDEVU

JİNEKOLOJİK HASTALIKLAR

JİNEKOLOJİK HASTALIKLAR

Miyomlar
Miyom nedir ve Kimlerde Görülür?

Miyomlar, rahmin dış duvarını meydana getiren düz kastan köken alan, iyi huylu tümörlerdir. Genellikle yuvarlak veya oval şekilli, çeşitli boyutlarda olabilen sert yapıdaki kitlelerdir. Rahim içerisinde farklı bölgelere yerleşebilirler.

Miyomlar genellikle doğurganlık dönemindeki kadınlarda tespit edilirler.

Miyom görülme sıklığı yaşla beraber artmaktadır. 40 yaşın üzerindeki dört kadından birinde miyim tespit etmekteyiz. Üreme çağındaki kadınlarda miyom boyutları zamanla artış gösterebilirken, menopozda genellikle miyom boyutları küçülmektedir.

Miyomlar Hangi Belirtilere Neden Olurlar?

Miyomların belirtileri boyutlarına ve rahimdeki yerleşim yerlerine bağlı olarak farklılık göstermektedir. Rahmin iç kısmına yakın olan miyomlarda genelde anormal vajinal kanama şikayeti ön planda olmaktadır.Bu hastalarımızda adet döneminde aşırı kanamalar veya adet dönemi dışında vajinal kanamalar oluşmaktadır.

Rahmin duvarının orta kısmına yerleşen miyomlarda hiçbir belirti olmayabilir. Ancak miyomun boyutu büyük ise anormal kanama veya ağrıya neden olabilirler.
Rahim duvarının dış kısmında, karın boşluğuna yakın yerleşimli miyomlarda ise miyomlar çevre organlara basıya bağlı belirtiler verebilirler. Örneğin rahmin ön kısmında idrar kesesine baskı yapan miyomlar, sık idrara gitme ve kasık ağrısı yapabilir.

Rahmin arkasındaki miyomlar ise kalın barsaklara baskı yaparak kabızlığa ve cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabilirler.

Miyomların Tedavi Yöntemleri Nelerdir? Her Miyom Mutlaka Alınmalı mıdır?

Miyomların büyük bir kısmı herhangi bir belirti vermez. Bu miyomlar genelde jinekolojik muayene sırasında ultrason ile tespit edilir. Küçük boyutlu, herhangi bir belirti vermeyen miyomlarda çoğunlukla ameliyat gerekmemektedir.

Miyom tanısı konulan hastalarımızda genellikle miyomektemi olarak adlandırılan, miyom alma ameliyatını gerçekleştiriyoruz. Bu ameliyatı çok büyük bir oranda kapalı ameliyat yöntemlerinden biriyle (laparoskopi veya robotik cerrahi) gerçekleştirmekteyiz.

Miyomların ilaçla tedavisi yoktur. Miyomların tedavisinde uterin arter embolizasyonu (Rahmi besleyen damarların anjiyografi ile tıkanması) veya radyofrekans ablasyon gibi alternatif yöntemlerde bulunmaktadır. Bu tedavilerin etkinliği her hastada farklı olabilmektedir. Günümüzde en sık miyom tedavi yöntemi miyomektomi yani miyomların ameliyatla alınmasıdır.

Miyomlar Kansere Dönüşür mü?

Miyomların çok küçük bir kısmında kanserleşme ihtimali bulunmaktadır. Bu kitlelere sarkom veya leiomiyosarkom adı verilmektedir. Kanser oluşumu halinde miyomların boyutu genelde hızlı artış göstermektedir. Bunun dışında anormal vajinal kanama belirtisi de sıklıkla olmaktadır.
Menopoz sonrası büğymeye devam eden miyomlarda kanser riski artmaktadır. Menopoz sonrasında vajinal kanama durumunda da kanser ihtimali olabileceğinden bu belirtilerin oluşması mutlaka uyarıcı olmalıdır.

Ameliyatla Alınan Miyomlar Tekrar Eder mi?

Miyomlar eğer baskı hissi, ağrı yada vajinal kanamaya  neden  oluyorlarsa ameliyatla alınmalıdırlar. Bu ameliyata “miyomektomi” adı verilmektedir.
Ameliyatla alınan miyomlar iyi huylu kitleler olduğundan tedavi sağlanmış olur ve aynı miyom tekrar etmez. Ancak rahmin başka bir bölgesinden başka bir miyim gelişerek ileride benzer şikayetlere neden olabilir. Bu nedenle genellikle miyomektomi ameliyatlarında gözle görülebilen ve ileride problem oluşturabilecek tüm miyomlar temizlenir.

Ameliyat Gerektirmeyen Miyomlar Nasıl İzlenmelidir?

Miyomlar iyi huylu kitleler olduklarından boyutlarında düşük hızda bir artış veya aynı kalma beklenmektedir. Yalnız kötü huylu değişim göstermiş miyomlar hızlı büyüme gösterebilmekte, hatta kan yoluyla başka organlara yapılabilmektedir. İlk kez tespit edilen miyomlar genellikle 3-6 ay içerisinde tekrar değerlendirilirler. Eğer bu değerlendirmede öncekine göre belirgin bir büyüme tespit edilmezse ve hastamızın herhangi bir şikayeti ortaya çıkmazsa, yıllık rutin takibe geçilir.

Miyom Ameliyatı Sonrasında Hamilelik ve Doğum Mümkün müdür?

Miyom ameliyatı esnasında rahimden miyom çıkarıldıktan sonra dikişler kullanılarak rahim duvarı onarılmaktadır. Zaman içersinde rahim duvarı iyileşerek daha güçlü hale gelir.Bu sayede oluşacak bir gebelik durumunda duvar yeterli dirence kavuşmuş olur.

İdeal olarak miyom ameliyatından sonra gebelik için 1 yıl kadar beklenilmesi önerilmektedir. Ancak birkaç ilk 6 ay içerisinde elde edilen gebeliklerde de sonuçlar genellikle olumlu olmaktadır. Miyom ameliyatı sonrasında doğum şeklinin ne olacağı çoğunlukla merak edilen bir durumdur.

Rahim duvarına belirgin bir zarar verilmeyen miyom alma ameliyatlarından sonra gebelik ve normal vajinal doğum için herhangi bir engel bulunmamaktadır. Miyom alınması esnasında rahim duvarına büyük bir tam kat kesi yapılması halinde ise genellikle sezaryen doğum önerilmektedir.

Miyomlar Hamileliğe Engel Olur mu?

Miyomlar rahimde yerleştikleri yere bağlı olarak, hamileliğin sağlıklı yerleşimine ve gelişimine engel olabilmektedir. Özellikle rahmin iç kısmına yakın yerleşmiş miyomlarda, düşük riski artabilecektedir. Bu nedenle hamilelik planlayan hastalarımızda, riskli bölgelerde yerleşmiş miyomların,tespiti halinde bunların hamilelik öncesinde alınması tavsiye edilmektedir.

Yumurtalık Kistleri
Yumurtalık (Over) Kistleri ve Kitleleri 

Yumurtalık Kisti Nedir?

Yumurtalık kistleri, kadınlarda karın boşluğunda yer alan yumurtalık dokusunda meydana gelen, genellikle sıvı içeren oluşumlardır.Bazı tip yumurtalık kistlerinde, sıvı içeriği daha koyu kıvamlı olabilir.Ayrıca bazı yumurtalık kistlerinde, kist içerisinde solid alan olarak adlandırılan doku parçaları da gözlenebilir.

Yumurtalık Kistleri Kimler de ve Ne Sıklıkta Görülür?

Yumurtalık kistleri bebeklik çağından menopoza kadar her yaşta görülebilir. En sık olarak, üreme çağında karşımıza çıkarlar.(yaklaşık %8).Yumurtalık kistleri üreme çağı dışında, daha nadir olarak ergenlik öncesi dönmede veya menopozda da ortaya çıkabilir.Özellikle çocukluk çağı ve menopoz dönemindeki yumurtalık kistlerinde kanser ihtimali açısından daha dikkatli olunmalıdır. Menopoz çağındaki kadınlarda %2 oranında basit kistler izlenebilir.

Yumurtalık Kistleri Önemlimidir?
Yumurtalık Kanseri Riski Nedir?

Yumurtalık kistlerinin çok büyük bir kısmı iyi huyludur. Kanser gelişim riski ergenlik öncesi dönem veya menopoz döneminde çok daha fazladır. Bununla beraber üreme çağındaki bir kadında da yumurtalık kanseri gelişebilmektedir. Yumurtalık bölgesindeki kistler ve kitleler değerlendirilirken en önemli amaç, kanser olup olmadığının tespitidir. Bunun içinde ultrason veya bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemleri ve bunlara ek olarak kanda bakılan tümör belirteçlerinden faydalanılmaktadır.

Yumurtalık Kistleri ve Kitleleri Değerlendirilirken Hangi Noktalar Önemlidir?

Yumurtalık kistlerinde değerlendirme yapılırken kanser olasılığını dışlamak için  eşitli kriterler göz önüne alınılmalıdır. Bu kriterlerin en başında hastanın yaşı, menopozal durumu, belirtileri gelmektedir. Bununla beraber ultrason incelemesinde kistin yapısı değerlendirilir. Örneğin, içeriğinde sadece sıvı olan kitleler genellikle iyi huylu (Benign) olarak tespit edilirken, içeriğinde doku parçaları yer alan kitleler, kanser açısından daha yüksek risk içermektedir. Bununla beraber, kanda bakılan serum tümör belirteçlerinin değerlerinin yüksek bulunması (örn; CA125, HE4 gibi) kanser olasılığını arttırmaktadır.

Yumurtalık Kitlelerinde Temel Yaklaşım Nasıl Olmaktadır?

Yumurtalık kist yeri veya kitlelerinde yaklaşımdan en önemli nokta, acil bir jinekolojik durumun (örn. Dış gebelik, yumurtalık tarsiyonu (boğulması), kist yırtılması veya yumurtalık absesi gibi) veya kanser olasılığının dışlanmasıdır. Acil jinekolojik durumlar veya kanser olasılığı durumlarında genellikle cerrahi tedavi ön planda tutulurken, iyi huylu görünen kist ve kitlelerde tıbbi tedavi ve takip yönünde izlem yapılmaktadır. Yumurtalık kistlerinde en sık olarak karşılaşılan tip, fonksiyonelk kistler olarak adlandırılan iyi huylu ve kendi kendine kaybolma olasılığı yüksek olan tipteki kişilerdir. Bunun dışında yine iyi huylu fakat kendiliğinden kaybolma olasılığı düşük olan kistler de mevcuttur. Bu tip Kestel’de cerrahi tedavi ile kesin alınması gerekmektedir. Bunun dışında kanser tipe kitlelerde mutlaka öncelikle cerrahi tedavi yapılması gerekmektedir.

Çocukluk Çağındaki Yumurtalık Kistlerinin Önemi Nedir?

Yumurtalık hisleri çocukluk çağı veya ergenlik öncesi tespit edildiğinde, %10 kadarında kanser riski olabileceğinden çok dikkatli bir yaklaşım uygulanmalıdır. Nadiren anne karnındaki kız bebeklerde de yumurtalık hisleri tespit edilebilmektedir çocuklarda tespit edilen kistler iyi huylu olarak değerlendirirse de, bunların dolması (torsiyon) veya kanser içermesi riskine karşı yakın bir izlem yapılması gerekmektedir.

Üreme Çağındaki Yumurtalık Kistlerinin Önemi Nedir?

Yumurtalık hisleri, üreme çağındaki yumurtlama aktivitesi nedeniyle bu dönemdeki kadınlarda sıkça ortaya çıkmaktadır. Bu kişilerin çok büyük bir kısmı iyi huyludur. Ancak, yine de kistin yapısı ve izlemdeki büyüme eğilimi dikkatli değerlendirilmelidir. En sık karşılaşılan kist tipleri Folikül kistleri (yumurtlama kistleri), çikolata kisti (endometrioma) ve dermoid kistlerdir (Teratom). Hastanın yaşının ilerlemesiyle, kanser tespit edilmeye riski artar. Örneğin 20-30 yaş arasındaki kadınlarda yumurtalık kanseri riski 100.000’de 2’lerde iken, 40-50 yaş arasındaki kadınlarda bu risk 100.000’de boşluk 15 ‘lere kadar yükselmektedir.

Gebelikte Yumurtalık Kistlerinin Önemi Nedir?

Gebelik esnasında tespit edilen yumurtalık kistlerinin önemli bir kısmı iyi huyludur ve bunlarda sıklıkla takip yeterli olmaktadır. Ancak, kesin neden olduğu şiddetli ağrı, karın içine kanama gibi acil durumlarda cerrahi tedavi gerekebilmektedir. Çok nadiren gebelik esnasında yumurtalık kanseri de tespit edilebilir. Bu durumda gebelik haftası da göz önüne alınarak cerrahi tedavi veya kemoterapi gibi yaklaşımlar gerekebilmektedir.

Menopozda Yumurtalık Kistlerinin Önemi Nedir?

Menepoz çağında tespit edilen yumurtalık kistlerinde en önemli konu, kistin kanser içerip içermediğinin belirlenmesidir. Kanser riskinin belirlenmesinde çeşitli yaklaşımlar uygulanır. Bunların en başında hastanın şikayetlerinin detaylıca irdelenmesi ve kistin ne kadar süredir bulunduğunun tespit edilmeye çalışılması gelmektedir. Uzun süredir aynı boyutlarda izlenen bir kistte kanser olasılığı çok azken, kısa zamanda hızla büyüyen bir kistte kanser olasılığı çok fazladır. Bu hastalarda eğer kanser olasılığı dışlananmıyorsa hem tanı hem de tedavi amacıyla cerrahi tedavi Ön plana çıkmaktadır.

Yumurtalık Kistlerinde Ultrason Görüntülemesinin Yeri Nedir?

Yumurtalık kistleri genellikle herhangi bir belirti vermezler. Bundan dolayı tanı sıklıkla herhangi başka bir nedenle yapılan ultrasonografi veya jinekolojik muayene esnasında konulur. Jinekolojik muayenede rutin olarak ultrason incelemesi yapılmaktadır. Bu inceleme esnasında kadın doğum uzmanı tarafından kistin boyutları ölçülür. Ayrıca kistin içeriği de detaylı bir şekilde incelenir ve ileri bir inceleme veya jinekolojik onkoloji uzmanına yönlendirme gerekliliği değerlendirilir. Kanser olasılığı normalin üzerinde olan kistler de jinekolojik onkoloji uzmanlarına yönlendirme gereklidir.

Yumurtalık Kistlerinde Diğer Görüntüleme Yöntemleri Nelerdir?

Yumurtalık kistlerinin değerlendirilmesinde en sık kullanılan yöntem ultrasonografi olmakla birlikte, arada kalınan durumlarda veya başka hastalıkların dışlanmasını da diğer görüntüleme yöntemlerinden faydalanılır.Bu yöntemler arasında bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans görüntüleme (MR) yöntemleri sıklıkla tercih edilir. Bu yöntemler ultrasona göre üstün olmamakla birlikte, yumurtalık kistinin kanser riskini değerlendirmede yardımcı olabilirler. Ayrıca ultrason ile tespitin zor olabileceğini anatomik bölgeleri değerlendirilmesi BT veya MR ile mümkün olabilmektedir. Pozitron emisyon tomografi (PET) yöntemi de, dokuların şeker tutulumunu bunu baz alır ve kanser yaygınlığının belirlenmesinde yardımcı olabilir.

Yumurtalık Kistlerinde Tümör Belirteçlerinin Önemi Nedir?

Kanda bakılan serum tümör belirteçleri, yumurtalık kanserinde yükselebilir. Bu belirteçkerden en sık kullanılan CA-125 (CA125) tümör belirtecidir. İleri evre yumurtalık kanserlerinin çok büyük bir kısmında CA125 yüksekliği tespit edilirken, yumurtalıkta sınırlı erken evre yumurtalık kanserlerinde sadece %50 oranında CA125 değerinin yüksek saptandığı bilinmektedir. Kanser dışı durumlarda da tümör belirteçlerinde özellikle de CA125 belirtecinin yükselebildiği unutulmamalıdır. Örneğin endometriozis hastalığı, şiddetli rahim ve enfeksiyonlara veya apandisit gibi karın içi organların enfeksiyonlarında da CA125 değeri önemli ölçüde artabilir.Bun’dan dolayı tek başına CA125 yüksekliğinin yumurtalık kanseri varlığını göstermediği akılda tutulmalıdır. Herhangi bir yumurtalık kist veya kitlesi tespit edilmemiş kişilerde, sadece tarama amacıyla doğrudan CA125 bakılması Önerilmemektedir.

Yumurtalık Kistlerinde Cerrahi Yaklaşım Tipinin Belirlenmesi Nasıl Olmaktadır?

Yumurtalık kistleri veya kitlelerinde cerrahi yaklaşım kararı verildiğinde, cerrahi tipine de karar verilmektedir. Kistlerin tedavisinde classic açık cerrahi (Laparotomi) veya endoskopik cerrahi (kapalı yöntem-laparoskopi) yöntemleri tercih edilebilir. Cerrahi tipi’nin belirlenmesinde çeşitli faktörler göz önüne alınmalıdır. Hastanın genel tıbbi durumu, daha önce geçirmiş olduğu operasyonlar, kistin Kanser olasılığı ve boyutu gibi faktörler değerlendirilir. Kapalı cerrahi de (laparoskopi) iyileşmenin ve operasyon sonrası Ağrının çok daha az olması nedeniyle, mümkün olan hastalarda bu yaklaşım tercih edilmelidir. En önemli faktörlerden birisi de Cerrahın tecrübesi ve kistin kanser olarak tespiti durumunda yapılacak yaklaşıma uygun eğitimi almış olmasıdır.

Yumurtalık Kistlerinde Laparoskopi Yönteminin Avantajları Nelerdir?

Laparoskopik ya da kapalı cerrahi, karın içinin karbondioksit gazıyla Şişirilmesi ile yapılır. Açık cerrahide kullanılan en az 10 cm uzunluğundaki kesi yerine genellikle göbek deliği ve karnın her iki yanındaki yarım veya 1 cm kesilerden girilen kamera ve cerrahi aletlerle operasyon gerçekleştirilir. Kesilerin çok küçük olması sayesinde operasyon sonrasında Ağrı, açık cerrahiye nazaran çok daha az olmaktadır. Buna ilave olarak karın içi organlarda yapışıklık ve buna bağlı SORUNLAR da daha az meydana gelmektedir. Açık ameliyat sonrasında hastanın toparlanması ve günlük yaşama dönmesi bir ay kadar uzun sürebilirken, laparoskopik operasyonlar sonrasında genellikle bir hafta içerisinde hasta normal yaşamına dönebilmektedir bundan dolayı hastanın tıbbi durumu ve cerrahın tecrübesi uygunsa, yumurtalık kistlerinde olabildiğince laparoskopi yöntemi tercih edilmelidir.

HPV Hakkında Merak Edilen Herşey

HPV Bulaştığını Nasıl Anlarım?

HPV virüsünün bulaştığını bir kaç yöntemle anlayabiliriz.Bunlardan bir tanesi eğer HPV virüsü sivil yapan virüs tiplerinden biriyse dış genital bölgede ufak lezyonlar ortaya çıkacaktır.Onun dışında rahim ağzında HPV virüsü olup olmadığını smear testine benzer bir şekilde HPV DNA testiyle anlayabiliyoruz.

Genital Bölgede Siğiller HPV Nedeniyle mi Oluşur?

HPV virüsün bazı tipleri genital siğillere yol açabilmektedir. Genital siğiller dışında yine cinsel yolla bulaşan bazı virüsler veya diğer enfeksiyon ajanlarıda siğile benzer lezyonlara yol açabilmektedir. Siğil tanısı esasen doktorun gözle muayensinde konulmaktadır. Bundan dolayı eğer genital siğil olduğundan şüphelendiğiniz bir lezyon görürseniz mutlaka doktorunuza muayene olmalısınız.

Genital Bölgede Siğil Varsa Ne Yapılmalıdır?

Eğer genital bölgede Siğil olduğundan şüphe ediyorsanız mutlaka kadın hastalıkları ve Doğum uzmanına baş vurmalısınız. Doktorunuz yapacağı gözle muayene ile genital Siğil olup olmadığına karar verecektir ve uygun tedaviyi yapacaktır. Tedavi yöntemleri arasında koterizasyon yani siğilin yakılması, kriyoterapi yani siğilin dondurulması veya ilaç uygulaması gibi yöntemler tercih edilebilmektedir. Bu yöntemlerden hangisinin tercih edileceğine en iyi şekilde doktorunuz karar verecektir.

HPV’nin İleriye Yönelik Oluşturduğu Tehlikeler Nelerdir?

Rahim ağzında HPV virüsünün uzun süreli kalması durumunda ileride kansere dönüşebilecek kanser öncesi lezyonlar oluşabilmektedir. Genellikle leep konizasyon gibi operasyonlarla rahim ağzındaki bu lezyonlar temizlenebilmektedir. Nadir durumlarda eğer bu lezyonlarda tedavi başarısı sağlanamazsa rahmin alınması gerekebilir.

HPV ve CIN Arasındaki İlişki Nedir?

Cinsel olarak aktif kadınlarda HPV virüsüyle yaşam boyu karşılaşma şansı %80 kadardır. Eğer HPV virüsü rahim ağzında uzun süre kalırsa bu durumda rahim ağzındaki hücrelerin hızlı bir şekilde çoğalmasına sebep olabilir ve kanser öncesi lezyonlar oluşabilir. Bu lezyonlara servikal intraepitelyal neoplazi ya da CIN lezyonları adı verilmektedir. Bunlar eğer uzun süreli devam edecek olursa ve ilerleyecek olursa ilerde kansere dönüşme riski taşırlar.

Smear’de CIN Tespit Edildiğinde Ne Yapılması Gerekir?

Eğer rutin olarak alınan bir smear testinde kanser öncüsü bir lezyondan şüphe ediliyorsa mutlaka Kolposkopik rahim ağzının mikroskopa benzer bir cihazla ayrıntılı olarak incelenmesi işlemidir. Bu işlem sırasında kanser öncüsü bir lezyondan şüphelenilirse doktorunuz tarafından biyopsi alınacaktır. Biyopside kanser öncüsü CIN lezyonlarından herhangi birisi tespit edilecek olursa da bir sonraki basamak rahim ağzının temizlenmesi ya da leep konizasyon işlemidir.

CIN I-II-III Ne Anlama Gelir?

Rahim ağzının kanser öncüsü lezyonlarına servikal intraepitelyal neoplazi ya da CIN ismi verilmektedir. Bu lezyonlar genellikle aşama aşama değerlendirilmektedir. Birinci aşama CIN I, ikinci aşama ÇINAR II, üçüncü aşamaya da korsanıma in situ dediğimiz lezyon ise CIN III olarak adlandırılmaktadır. Bu lezyonlar bir birinin devamı gibi zaman içerisinde ilerleyeceği gibi ilk tanı anında CIN II veya CIN III ile de karşılaşabilmekteyiz.

Kolposkopi Nasıl Bir İşlemdir?

Kolposkopi işlemi rahim ağzının mikroskopa benzer bir cihazla detaylı olarak incelendiği bir girişimdir. Kolposkopi esnasında rahim ağzına özel solüsyonlar uygulanır ve ileride kansere dönüşebilecekmiş er öncüsü lezyonların varlığı araştırılır. Eğer doktorunuz tarafından gerek görülürse bu lezyonlardan küçük biyopsiler alınabilir.
Kolposkopi işlemi sırasında genellikle herhangi bir anestezi işlemi gerekmemektedir ve işlem genellikle 5-10 dk arasında sürmektedir. Kolposkopi işlemini mutlaka bu alanda eğitim görmüş bir jinekolog uygulamalıdır.

Kolposkopi Sonrası Takip Nasıldır?

Kolposkopi işleminde kanser öncüsü bir lezyon olup olmadığı araştırılmaktadır. Eğer Kolposkopi esnasında biyopsi yapılmış ve bu biyopside kanser öncüsü bir lezyon tespit edilmişse bu lezyonlar genellikle normal kadınlara göre daha sıkı bir şekilde takip edilmektedir. Doktorunuzun belirleyeceği genellikle 6 ay ila 1sene arasında olan aralıklarla muayeneler yapılmakta ve gereği halinde tekrar Kolposkopi işlemi yapılmaktadır.

Leep Ve Konizasyon Nasıl Bir İşlemdir?

Rahim ağzının kanser öncüsü lezyonları veya rahim ağzı kanseri pelviksin yani rahim ağzının transformasyon bölgesinden kaynaklanmaktadır. Bu bölgenin temizlendiği ve bir dilim şeklinde çıkarıldığı operasyona ise konizasyon adı verilmektedir. Konizasyon operasyonu bıçak gibi keskin bir aletle yapılabileceği gibi leep dediğimiz bir koter yada elektrik enerjisi vasıtasıyla da yapılabilir. Bu işlem genellikle kısa süreli bir anestezi ile yapılmaktadır.

Leep ve Konizasyon Sonrası Takip Nasıl Olmalıdır?

Rahim ağzına leep yada Konizasyon işlemi uyguladığımız hastalarımızda genellikle takipler 6 ayda bir yapılmaktadır. Bu 6 aylık takiplerde HPV testi,smear testi veya gerekirse tekrar Kolposkopi işlemi uygulanabilmektedir.

Tekrarlayan CIN Sonuçları Sonrası Ne Yapılması Gerekir?

Rahim ağzının kanser öncüsü lezyonları ya da CIN lezyonlarının takibinde smear testi veya gereği halinde Kolposkopi işlemi yapılmaktadır. Bu Kolposkopi işlemi sırasında alınan biyopsi sonucunda Eğer tekrarlayan CIN lezyonları tespit edilecek olursa Konizasyon vere leep operasyonlarından birinin yapılması gerekebilmektedir. Eğer hastamızın çocuk beklentisi yoksa ve uzun süreli olarak bu lezyonların tespiti mevcutsa bu durumda da rahmin alınması da bir opsiyondur.

HPV’den Korunma Yolları Nelerdir?

HPV enfeksiyonları aslında cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardır. HPV’den korunmak için çeşitli yöntemler mevcuttur. Bunlardan ilki HPV aşılarıdır. HPV aşıları hem rahim ağzı kanseri riskini hem de genital siğil oluşumu riskini azaltmaktadır. Bunun dışında prezervatif gibi bariyer yöntemler de korunma sağlayabilir.

CIN Sonuçları ve Hamilelik Olabilir mi?

Rahim ağzı kanser öncüsü lezyonları ya da CIN lezyonlarının varlığı halinde gebelik ve normal doğum mümkündür. Yalnız, gebelik esnasında bu lezyonlar normale göre biraz daha hızlı ilerleyebileceğinden mutlaka jinekoloğunuz tarafından yakından takip edilmelidir.

HPV Doğacak Çocukta Bir Sağlık Sorunu Teşkil Eder mi?

Gebelik esnasında rahim ağzında HPV enfeksiyonu saptanması halinde genellikle bu çocuklarda her hangi bir sorun yol açmamaktadır. Ancak genital bölgede ciddi manada bir genital siğil yoğunluğu varsa normal doğum yapılması ile bu HPV enfeksiyonu çocuğa bulaşabilmektedir. Bundan dolayı kadın hastalıkları ve doğum uzmanınız sizi uygun şekilde yönlendirecektir.

Konizasyon veya Leep Yapılması Erken Doğuma Sebep Olur mu?

Rahim ağzı kanser öncüsü lezyonlarının tedavisinde Konizasyon veya leep operasyonu kullanılabilmektedir. Bu operasyonlardan sonra gebelik oluşması halinde erken Doğum riski bir miktar artabilmektedir. Bunda esas belirleyici olan faktör alınan rahim ağzı dokusunun miktarıdır. Eğer rahim ağzı dokusu fazla azalmamışsa bu durumda erken doğum riski çok azalmaktadır.

Human Papilloma Virüs (HPV) Aşıları

Human papilloma virüs (HPV), insanlarda siğil. E kansere neden olabilen bir virüstür. Günümüzde 100’den fazla tipi tespit edilmiş olup, bunlardan 15 kadarının kansere yol açabildiği bildirilmiştir.
Virüsün kansere yol açan tipleriyle siğile yol açantipleri farklılık göstermektedir.Yol açtığı kanserlerden en önemli ve sık olanı,rahim ağzı (servis)kanseridir.Kanserle ilişkisi tespit edilen HPV tipleri “Yüksek riskli HPV” olarak isimlendirilmişlerdir.

Yüksek riskli HPV riskleri arasında da en sık HPV tip 16 ve HPV tip 18’in rahim ağzı kanserine neden olduğu bilinmektedir.
HPV tiplerinin numaraları (HPV-16,-18,-6,-11 gibi) ile buluşma ve kanser riskleri arasında bir bağlantı yoktur.HPV erkeklerde çoğunlukla genital siğillere neden olur. Nadiren penis kanseri, anal kanser, ağız ve gırtlak kanserlerine de neden olabilmektedir.

Günümüzde, bu virüslerin insana bulaşmasını engelleyen aşılar geliştirilmiştir. Hedef aldıkları HPV tiplerine karşı yüzde yüze yakın koruma sağlayan bu aşıların, etkili bir aşılama programı oluşturulduğu taktirde toplumda başta rahim ağzı kanseri olmak üzere, HPV ilişkili hastalıkların sıklığını belirgin olarak azaltabileceği düşünülmektedir.

HPV Nasıl Bulaşır?

HPV virüsü sıklıkla ciltten cilde temas veya cinsel yolla bulaşır. Tuvaletler, havuzlar gibi cansız yüzeylerden bulaşmanın olduğuna dair bir kanıt bulunamamıştır. Cinsel ilişkide prezervatif kullanımı virüsün bulaşma riskini ortadan tamamen kaldırmaktadır.

HPV Enfeksiyonu Kimler İçin Risklidir?

Erişkin kadınların önemli bir kısmının (%70-80), yaşamının bir döneminde HPV virüsü ile enfeksiyon geçirdiği tahmin edilmektedir. En sık 15-25 yaşlar arasında HPV enfeksiyonu meydana gelmektedir. Bu bireylerin çoğunda, virüs herhangi bir hastalığa neden olmadan vücudun bağışıklık sistemi tarafından etkisiz hale getirilmektedir. Ancak virüsün uzaklaştırılamadığı %10-20 kadarlık kesimde, uzunu süreli (kronik) HPV enfeksiyonu oluşmaktadır. Kanser yapan HPV tiplerinin uzun süreli enfeksiyonlarında, rahim ağzı kanseri öncüsü durumlar ( prenkanseröz lezyonlar) veya kanser gelişebilmektedir. HPV enfeksiyonunun başlangıcından, kanser gelişimine kadar geçen sürenin oldukça uzun olduğu bilinmektedir (5-25 yıl).

HPV Bulaşma Riskini Arttıran Durumlar Nelerdir?

HPV temel de cinsel yolla bulaşan bir virüs olduğu için, cinsel partner sayısı ile bulaşma riski arasında sıkı bir bağlantı vardır. Ayrıca cinsel partnerinde tek eşli olması bulaşma riskini azaltmak açısından önemlidir. Siğillerin bulaşması da doğrudan ciltten cilde temas yoluyla olduğundan, siğillere temas edilmemeli ve en kısa sürede tedavi edilmeleri sağlanmalıdır.

Ciltte hali hazırda bir siğil bulunması halinde, jilet uygulaması gibi epilsyon yöntemleri çevredeki cilde de yayılmaya neden olabilmektedir.
HPV hücresel bağışıklık sisteminin zayıf düştüğü durumlarda daha kolay bulaşmakta ve uzun süreli enfeksiyonlara neden olabilmektedir. HIV taşıyıcıları ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlarda özellikle dikkatli olunmalıdır.

HPV Aşı Çeşitleri Nelerdir?

Günümüzde piyasada HPV enfeksiyonlarına karşı geliştirilmiş üç farklı aşı bulunmaktadır. Bu aşılar korunma sağladıkları virüs tipleri bakımından farklılık göstermektedirler.

  • Cervarix (ikili) aşı: Rahim ağzı kanserine yol açabilen HPV tip 16 ve18’e karşı koruyucudur.
  • Gardaydık (dört’lü) aşı: Rahim ağzı kanserine yol açabilen HPV tip 16 ve 18’e, ayrıca genital siğillere yol açabilen HPV tip 6 ve 11’e karşı koruyucudur.
  • Gardasil-9 (dokuzlu) aşı: Rahim ağzı kanserine yol açabilen HPV tip 16, 18, 31, 33, 45, 52 ve 58’e ayrıca genital siğillere yol açabilen HPV tip 6ve 11’e karşı koruyucudur.

HPV Aşısı Hangi Yaşlarda ve Hangi Zaman Aralıklarıyla Uygulanmalıdır?

HPV aşıları Amerikan FDA tarafından 9-26 yaş arasındaki kız çocuğu ve kadınlar için önerilmektedir. Erkekler için 9-21 yaş arasındaki bireylerde aşılama önerilmektedir. İlk cinsel ilişkiden önce uygulandığı taktirde, aşının koruyuculuğu en üst düzeyde olmaktadır. Aşılama öncesinde zaten aktif kadınlarda da aşının uygulanması ile aşının faydalı olduğu düşünülmektedir.

Gardasil ve Gardasil-9 aşıları 0, 2 ve 6 ay dozlamalarla uygulanır.İlk dozu takiben 2 ay sonra 2. doz, ondan 4 ay sonra da 3. doz uygulanır.

Cervarix aşısı 0, 1 ve 6 ay dozlamalarla uygulanır.İlk dozu takiben 1 ay sonra 2. doz, ondan 5 ay sonra 3. doz uygulanır.

Aşının Koruyuculuğu Ne Kadar Sürmektedir?

Aşının 3 dozununda tamamlanmasının ardından, en 8 sene kadar süreyle koruma sağlandığı bilinmektedir.

Aşılanan kadınlar rahim ağzı kanseri taramalarına devam etmeli midir?

Rahim ağzı kanser taraması en sık Pap-smear testi ile yapılmaktadır.Aşılanan kadınlar,tıpkı aşılamayanlarda olduğu gibi önerilen tarama programlarına devam etmelidirler.

Rahim Ağzı Kanser Öncüsü Durumları (CIN)

Rahim ağzı kanser öncüsü lezyonları Nelerdir? Nasıl oluşurlar?

Rahim ağzı (serviks), rahmin vajinal kanala açıldığı ve adet kanamasının akışının gerçekleştiği bölgedir. Rahim ağzı bölgesi hormonlar, gebelik ve enfeksiyonlar gibi etkenlerle zaman içerisinde çeşitli değişimler gösterir.

Rahim ağzı kanserinin en önemli nedeni, HPV virüsünün yol açtığı enfeksiyondur. Bu virüs çok büyük oranda cinsel yolla bulaşmaktadır. Cinsel ilişki ile rahim ağzına HPV virüsü bulaştığı takdirde, bu virüs rahim ağzı hücrelerinde çeşitli değişimlere neden olabilir.

Hücrelerdeki bu değişimler zamanla daha şiddetli hale gelerek rahim ağzı kanseri oluşumuna kadar ilerleyebilirler. Bu değişimlere servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) lezyonları adı verilmektedir. Bu lezyonların erken tespiti mümkündür. Erken tespit ve tedavi edildikleri taktirde kanser oluşumu önlenebilir.

Rahim Ağzı Kanser Öncüsü Lezyonlar Nasıl Tespit Edilirler?

Rahim ağzındaki kanser öncüsü lezyonlar genellikle çıplak gözle farkedilemeyeceği durumlardır.

Rahim ağzı kanser taraması (smear testi) yapıldığında, bu lezyonlardan dökülen hücreler sapatanabilir. Şüpheli hücrelerin tespiti halinde jinekologlar tarafından KOLPOSKOPİ adı verilen bir inceleme yapılmaktadır.

Kolposkopi esnasında rahim ağzından küçük biyopsiler yapılarak kanser öncüsü lezyonların tanısı konulmuş olur.

Hangi lezyonlar neden tehlikelidir?

Rahim ağzındaki kanser öncüsü lezyonlar, hücresel değişimin şiddetine göre derecelere ayrılırlar.

Bunların en az şiddetlisi CIN-1 iken, orta dereceli değişim gösteren lezyon CIN-2 ve en şiddetli lezyon CIN-3 olarak tanı alır. CIN-1 lezyonları Nadire’n kansere ilerleyebilir ve çoğunlukla tedavi gerektirmez. Ancak CIN-2 ve CIN-3 lezyonlarının ilerideki yıllarda kansere dönüşüm riski daha yüksektir (%5-40 arasında).Bu nedenle rahim ağzında CIN-2 veya CIN-3 tespit edildiği taktirde tedavi yapılmasını önermekteyiz.

Rahim Ağzı kanser öncüsü lezyonlar nasıl tedavi edilir? Sonrasında tekrarlama ihtimali var mıdır?

Rahim ağzı kanser Öncüsü lezyonları genellikle rahim ağzının temizlendiği “Konizasyon” veya “LEEP” işlemi ile tedavi edilmektedir.
Konizasyon işlemi genellikle 15 dakika kadar sürmekte, genel veya lokal anestezi ile yapılabilmektedir. Bu işlem esnasında rahim ağzından inçe bir dilim veya Konizasyon şeklinde bir parça alınmakta ve kanser riski taşıyan bölge temizlenmektedir.Bu bölge, sonrasında iyileşmekte ve normal şekline dönmektedir,
Bu işlem sonrasında yıllar içerisinde Nadire’n CIN lezyonları tekrar edebilmektedir. Bundan dolayı işlem sonrasında hastalarımızı bellimaralıklarla kontrollere çağırmaktayız.

Konizasyon veya LEEP Operasyonu Yapılan Kişilerde Gebe Kalmak Riskli midir? Normal Doğum Mümkün müdür?

Konizasyon veya LEEP operasyonu sonrasında rahim ağzı iyileşerek normal halini almaktadır. Bazı kişilerde iyileşme esnasında rahim ağzı kanalı tıkanabilmektedir. Bu kişilerde adet kanaması esnasında kanın dışarı akamamasına bağlı sancılar oluşabilmektedir. Bu duruma servikal stenoz adı verilmekte ve küçük bir müdehale ile tedavi edilebilmektedir.

Rahim ağzında tıkanıklık durumu gebe kalmayı da zorlaştırabilmektedir. Bu durumda gereği halinde aşılama yöntemi ile tedavi gerekebikmektedir. Konizasyon işlemi sonrasında rahim ağzından az miktarda da olsa doku kaybı olduğundan, gebe kalan hastalarımızda erken Doğum riski az oranda artmaktadır. Bu nedenle, daha önce Konizasyon veya LEEP işlemi yapılan hastalarımızda gebelik takibi esnasında rahim ağzı ölçümleri belli aralıklarla tekrarlanmaktadır.

Hastalarımızın normal Doğum yapmalarında herhangi bir tıbbi engel yoktur.

Rahim İçi Dokusu Kalınlaşması (Endometrial Hiperplazi)
Endometriyal Hiperplazi Nedir?

Endometrial Hiperplazi, rahim içerisini döşeyen ve her ay adet döneminde dökülerek yenilenen endometriyum tabakasının anormal şekilde kalınlaşmasıdır.

Endometrial Hiperplazi Neden Önemlidir?

Endometrial hiperplazi eğer tedavi edilmezse ileriki dönemde endometriyum kanserine dönüşme riski taşıdığı için önemlidir.

Endometriyal Hiperplazi’nin kansere dönüşme riski nedir?

Endometriyal Hiperplazi tipleri temel olarak atipili (hücrelerde kanser öncüsü farklılıkların oluşması) ve atipisiz olarak sınıflandırılır. Adipisiz endometriyal Hiperplazi kansere nadiren dönüşürken (%1-3), atipili endometriyal Hiperplazi’ nin kansere dönüşme riski çok daha fazladır(%8-30).

Endometriyal Hiperplazi gelişme riski kimlerde daha fazladır?

Endometriyal Hiperplazi gelişme riski aşağıdaki durumlarda daha fazladır:

  • Obezite 
  • Hipertansiyon
  • Diyabet (Şeker Hastalığı)
  • Kontrolsüz östrojen kullanımı 
  • Seyrek adet görme 
  • Polikistik over sendromu 
  • Doğum yapmamış olmak 
  • Ailevi yatkınlık